
Eğlenilecek kadın, Evlenilecek kadın!!!
Evlenilecek kadınlar, eğlenilecek kadınlar...
Sanmayın ki bu ayrım yalnızca bizim ülkemizde var. Woody Ailen'in son filmi Maç Sayısı'nda da gördük ki dünyada da aynı. Ayrım, erkeklerin genlerinden kaynaklanmıyor ama... Her iki cinsi yetiştirenin de kadın olduğu gözönüne alınırsa...
Geleceğim bu konuya, hele bir girizgahımı yapayım da...
Bazı filmleri gösterime girmeden önce izleme şansına sahip oluyoruz biz. Mesleğimiz gereği. Salı sabahı da b sabahlar'dan biriydi. Erkeğim dışında bir Allah'ın kulu uyandıramaz beni saatin dokuzunda. Sözkonusu 'benim filmlerim' olunca koşa koşa gidiyorum ama Maçka'daki G-Mall'a...
Ne de olsa bir Woody Ailen filmi vardı işin ucunda. Kaçırmaya gelmezdi. Herkesten önce izlemenin tadı da başka oluyordu hani.
Oldu da... Salondaki izleyiciler (ki, çoğu sinema eleştirmeni) emmioğullarından söz edermiş gibi "Bu bizim Woody olamaz" diye homurdansa da bence film iyiydi.
Bazen en zor, en karmaşık gibi görünen şeyleri en basit sözcükler ifade eder ya, işte öyleydi. İzleyeni zorlamayan sıradan (gibi görünen) diyaloglar, alışık olduğumuz gibi karanlık bir çekimin yerine aydınlık sahneler... Hoş bir iki saat geçirtti 'bizim Woody'. Nasıl geçirtmesin, konu o kadar tanıdık, öylesine hayattan ki...
Önce şuna cevap verin ama:
Tutku mu, sevgi mi?..
Ya da şuna:
Şansa inanır mısınız şansa?..
Görev icabı seks
Şanslı olmayı iyi olmaya tercih eden bir erkeğin hiyakesi anlatılıyor Maç Sayısı'nda. Bir tenis eğitmeni Chris'in. Varlıklı bir ailenin oğluyla arkadaş olunca hayatı değişen bir erkeğin...
Film, bir tenis kortunda başlıyor. Daha en başından sinyali veriyor yönetmen.
Görüntüde file ve üzerinden geçmekte olan bir top beliriyor. Şöyle diyor altyazıda:
"Bir maçta topun fileye çarptığı, ileri gidebildiği ya da geri düştüğü anlar vardır. Ufak bir şansla filenin ötesine geçerse kazanırsınız, gerisinde kalırsa kaybedersiniz."
Chris kazanan taraf oluyor, şansının da yardımıyla. Yeni bir hayat kurmaya geldiği İngiltere'de varlıklı bir ailenin oğlu sayesinde sınıf atlıyor. Oğlanın kız kardeşiyle evlenip sınıf atlıyor. İyi anlaşıyorlar, aynı şeylerden zevk alıyor, aynı müzikleri dinliyorlar.
Peki yetiyor mu?..
Arkadaşı ve kayınbiraderinin nişanlısı, yani 'öteki kadın' devreye girene kadar yetiyor görünüyor aslında. Ancak tutku girince kanına, işin rengi değişiyor.
Ne tutkusundan geçebiliyor; ne de zengin ailenin kızıyla olan birlikteliğinin getirişi olan kariyerinden, statüsünden.
Karısıyla görev icabı sevişiyor ama her öğlen, işi gücü bırakıp koşa koşa gidiyor yasak aşkına. Kan ter içinde sevişiyorlar. Karısında bulamadığı hazzı buluyor adam 'öteki kadın'da...
İyi sevişen (mi) kazanıyor
Gerçi ilk sevişmeden sonra yasak aşkı soğuk davranıyor ona, "Artık yapmamalıyız" diyor:
Bir kere oldu, bu bir daha olacak demek değil. Benimle sevişmek hayalindi, yaptın. Benim de o gün canım istedi, bu bir fantaziydi, zorlama. Biz bir anı paylaştık, şimdi gerçek hayatlarımıza dönme zamanı!.."
Bunu kabul edip uygulayan kaç kişi tanıyorsunuz hayatta?.. Chris de uygulayamıyor. İhtirasın önüne geçemiyor.
Bir müddet susan, onu iş yerinden arayamayan 'ikinci kadın' hamile kalınca rahatsızlık vermeye başlıyor. Sahip olduğu zenginliğin elinden gitmesinden korkuyor Chris. Ve bir seçim yapmak zorunda kalıyor:
Ömür boyu rahat bir hayat mı, birkaç saniye süren, aklını başından alan tutku mu?..
İşte başlıktaki "Evlenilecek kadınlar-eğlenilecek kadınlar" ayrımı da burada çıkıyor karşımıza. Erkekler hanım hanımcık, oturup kalkmasını, nerede, nasıl konuşulacağını bilen kadınlarla evleniyorlar. Ama...
İyi sevişen kadınlarla birlikte oluyorlar. Yani iyi sevişen kazanıyor(mu acaba?..) Biri erkeğin yanında, öteki aklında. Bütün iş kadının kendini nerede görmek istediğinde aslında.
Zira iş kadında bitiyor. Hani hep ilişkilerden laf açıldığında "O erkekleri kadınlar yetiştiriyor" diye yükleniyoruz ya 'suçlu'ya. Doğru. Lakin eksik de bir yargı. Çünkü 'o kadınlardı da analar yetiştiriyor.
Yani erkeği evden uzaklaştıran, seksi sevmeyip bir görev gibi gören, ne kadar şehvete kapılırsa o kadar günaha gireceğine inanan, kocasını yatakta değil, mutfakta mutlu etmeyi öğrenen, görev edinen kadınlar...
Onları da, aradığı mutluluğu dışarıda bulan erkekleri de yetiştiren kadınlar... Her şeyin sebebi biziz aslında. Erkekler(im)e yüklenmeyin boşuna!..
(Vatan Gazetesi Gülümse Eki'ndeki yazı)