Şuan Sitemiz de 57 Kişi Bulunmakta!!! (İZLEMEK İÇİN TIKLA)
Anasayfan YapFavorilerine EkleE PostaPlayerHarita
Yeniceoba

Yeniceoba'nın Özgün Sesi!
Yeniceobaa Google   
Bugün 05.02.2012 
A.SAYFAFORUMHABERLERDOSYALARYAZILARRESİMLERVİDEOLARKÖŞE YAZISIBEDAVA SİTEMODÜLLERZ.DEFTER
  Üyelik      Hatırla    Yeni Kayıt - Şifremi Unuttum -      Aklından Neler Geçiyor ? CANLI DESTEK
» Ruhuma dokunma! Önceki  Sonraki

Eğitim deyince ne anlıyoruz? Bu altı harflik kelime dünyadaki yerimizi belirliyor değil mi? Okula başlanan beş yaştan sonraki eğitim mi önemli, yoksa önceki mi? Her ikisini de aynı anda hakkıyla alan var mı acaba? Ben bir sosyolog,  psikolog ya da eğitmen değilim, bu konu hakkında en son görüşlerini belirtecek kişilerden biriyim sanırım. 
 
Şöyle dönüp çevrenizdeki insanlara sorsanız memnun musun hayatından? Diye. Eminim ki ailesinden ve işinden memnun olan çok az insan çıkacaktır. Herkesin aslında yapmak istediği işle, yaşamak istediği hayatla ilgili çok farklı istekleri vardır. ’sevdiği işi yapan bir gün bile çalışmış olarak görmez kendini’ bu söz ne kadar doğru ve herkese keşke dedirten bir söz. Hal böyle iken neden kimse sevdiği işle uğraşamıyor? Hayat şartları deyip kestirip atmak doğrumu acaba?  Yoksa bu cümleyi kurduranda mı aldığımız eğitim? İyi okulları bitirip, iyi şartlarda büyüyen gençlerin bir kısmı neden uyuşturucu batağında, ya da neden amaçsızca eğlence içinde yaşamaktalar? Buna karşılık doğru düzgün okul yüzü görmeyen bir çiftçi köyünde neden huzurlu?  Az çok okuyan orta sınıf bir ailenin çocuğu neden hep şikayet halinde? Çevremizde bunların hepsini görebiliriz. Kimisi parası ile kurstan kursa gönderirken çocuğunu, bir diğeri parasızlık yüzünden işe gönderiyor olabilir peki sizce bu çocukların hangisi şanslı? Hangisi şanssız?
 
Hayatta değiştiremeyeceğimiz tek bir şey var, ailemiz.  Onları ne seçme şansımız var nede değiştirebilme. Ve aslında eğitim de burada başlamakta bence. Kimse doğduğunda ahlaksız, hırsız, katil değildir. Ve yine kimse doğduğunda iyi ya da kötüde değildir. Bir bebek, hamur gibidir doğduğunda, usta ellerde olursa şaheser, acemi ellerde olursa sıradan bir eser, kötü ellerde olursa da felaket olur. Kaldı ki uzmanlar bebeğin daha anne karnında iken dış dünya ile iletişim kurduğunu söylemektedirler. Bu yüzden annenin yaşadıkları, ortamı, hissettikleri daha doğmadan bebeğin karakterine yapışır. Doğduğu anda güvende olduğunu hissetmek ister bebek, hiç bir şeyden anlamazken annesinin sesini ve kokusunu tanıması boş değildir elbet. O halde bence ilk eğitim anne karnında başlar, sonra ailedir eğitimin temel direği. Bir aile ortamı düşünün temel prensibi sevgi olan bir anne baba düşünün, tüm sevgisini evin orta yerine bırakmış çocuklarının istedikleri kadar koparmasına izin veren. Yanlış olana kızmadan, bağırmadan ama yumuşacık sözlerle, anlamlı ifade ile bunu aktarabilen. Ve bir aile daha düşünün korkuyu kendisi ile bütünleştiren bir anne ve baba, her yanlışta, her hatada, şiddet ve korku salan. Allah baba yakar, Allah adamı taş eder, baban gelsin bak gör ne olacak, cümleleri ile büyüyen bir çocuk. Sevmesini istediğiniz tüm şeyleri korku unsuru haline getiren.  Hangi çocuk kendini özgür, mutlu ve değerli hisseder sizce. Sevgiyi rehber edinen ailenin çocuğu bir sıfır öndedir hayatta. Kendisine değer verildiğini bilmek hayata korkusuzca bakmaya  başlamanın ilk şartıdır. İçinde korku ve güvensizlikle hayata başlayan çocuk ise ne kadar iyi bir eğitim alırsa alsın bu ilk temelleri asla atamayacak ve hayatında bir şeyler hep eksik ve hep acıtan bir yan kalacaktır. Ve bunlardan bir kısmı o kadar dogmatik kabul edeceklerdir ki bu hali kendi kuracakları ailede devam ettirecekler, bir kısmı ise aldıkları okul eğitimi sayesinde kendi hayatlarından bunu çıkarmaya çalışarak sevgiyi hep arayacaklardır.
 
Bu aileler komşu olsa mesela, ikisinin de çocukları aynı anda, aynı sınıfta okula başlasalar. Sınıfta otuz kişi olsa, herkesin yetişme tarzı farklı, dünyaya farklı farklı pencerelerden bakan ailelerin çocukları bir sınıfta. Öğretmenin vereceği bilgilerden, derslerden, sevgiyi alan çocuk keyif alıp evde öğrendiklerini topluma girince uygulama şansını yakalayan, cin gibi akıllı bir çocuk olurken, korku ile büyüyen çocuk evde gördükleri ile öğrendikleri arasındaki uçurumda bocalayan, sesiz ya da hırçın bir çocuk olacaktır.

Öğretmenlerimizin işi ne kadar zor, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde rehberlik öğretmeninin daha yeni yeni okullarda gerekli olduğuna karar verilip rehberlik öğretmenleri atamalarının hızlanması  ile,  belki ilerleyen nesil daha sağlıklı yetişecek. Sınıflarda öğrenci sayısı on beşe indiğinde, her okulda tüm eğitim ve öğretim aletleri olduğunda, öğretmenlerin hayat standartları biraz daha yükseldiğinde,  kalite daha da artacaktır. Ama tüm bunlardan önce aileler çocuklarının ruhlarını hapsetmekten vazgeçip özgür bırakmayı öğrenmelidirler. Her çocuk illaki beklenileni okuyarak  bir şey olmak zorunda değildir. Bu psikolojiden  uzaklaşıp çocuklarının ne istediğini keşfetmek ve o alanda eğitimine devam ettirmek gerekir. Toprakla uğraşmaktan keyif alan bir çocuk neden çok iyi bir çiftçi olmasın. Şarkı söylemeyi seven bir çocuk neden iyi bir müzisyen olmasın. El becerileri çok iyi olan bir çocuk neden mimarlık yerine mühendisliği okumak zorunda kalsın. İçinde ressam olma arzusu varken neden bir çocuk işletmeci olsun. Büyüklerin o küçük korkuları var ya, adam olma para kazanma, bence yersiz, bırakın çocuklarınızı ruhlarının mutlu olduğu işi yapsınlar emin olun onlar karınlarını doyururlar, bu kainatta kim aç kalmış ki? Çocuklarımızın içindeki sesi dinlemeyi öğrenmeliyiz,  işte bundan sonra çok daha güzel bir nesil, işini severek yapan bir insan topluluğu, birbirine saygı duyan birbirinin hakkını gasp etmekten çekinen, keşkelerle yaşamayan bir toplum oluştururuz. Güvenilir bir çevre yaratıp kendi gölgemizden korkarak yaşamayız. Yoksa altı yaşına gelince okula göndermekle iş bitmez, sonrada bu çocuktan çok iyi bir iş, çok mutlu bir yaşam beklemek sadece hayalimizi canlı tutmayan yarar. Elimden geldiğince okuttum, yemedim yedirdim, giymedim giydirdim neden böyle oldu bu çocuk diyerek çocuğun eğitmenlerini ve hayatı suçlamaya çalışmak ne büyük bir ahmaklık. Bence çocuklardan önce anne, babaların, hatta babaannelerin, dedelerin bir eğitim sürecinden geçmesi gerekir. ”çocukların ruhları yarındadır, siz de yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olabilirsiniz ama sakın onları kendiniz gibi olmaya zorlamayın, Çünkü yaşam geriye dönmez dünle bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ileriye atılmış oklar. Oku’nun önünde kıvançla eğilin

   
» Yazı Ara
Başlıklarda : Yazılarda :
 » Benzer Yazılar
 » Kategoriler
1 4
GeneL 93
Hepsi 7
Yeniceoba Yazıları 11
Dünya 6
 » Son Yazılar
 » Hit Yazılar
» Yazı İstatistikleri
» Ust Kategori (1)
» Alt Kategori (4)
» Yazı (117)
» Okunma (49452)
» Yorum (31)
» Toplam Adettir
» İframe

Yeniceoba, Yeniceoba Telefon Rehberi, Yeniceoba Fm Radio Radyo, Yeniceoba Sesli Sohbet Odasi Chat, Yeniceoba Resimleri, Yeniceoba Video, Yeniceoba Videos, Yeniceoba Haberleri, Yeniceoba Firmaları, Yeniceoba Ilanları, Yeniceoba Köşe Yazıları, Yeniceoba Hikayeleri, Yeniceoba Tv Televizyon, Yeniceoba Fıkraları, Yeniceoba Ünlüleri, Yeniceoba E-Kartları, Yeniceoba Filmleri, Yeniceoba Şiirleri, Yeniceoba Meşur Yemek Tarifleri, Yeniceoba Mobese Kamera Canlı İzle, Yeniceoba iş ilanları, Yeniceoba Faceebook, Yeniceoba Faceebook Hesabı, Yeniceoba Otomotiv, Yeniceoba Kasabası, Yeniceoba Festivali, Yeniceoba Lisesi, Yeniceoba Belediyesi, Yeniceobam, Yeniceoba atatürk ilköğretim okulu, Yeniceoba cumhuriyet ilköğretim okulu, Yeniceoba mehmet zeki kart ilköğretim okulu, Almanyanın Geçim kaynakları.

» CopyrightYukarı Git
2o11 © Copyright
Full System - © KeÇeCi
Made in Yeniceoba
IncowSayfasi.Tk - Kozan Bilgi - Siteni Ekle